tsngz

3 yıl önce
anasayfa
twitter

Therion - Live Gothic


Bu yazıdaki resimlerin üzerine tıklayarak büyük boyutta görebilirsiniz.


Therion'un 2007 yılının 6 Şubat'ında Gothic Kabbalah albümünü çıkarttıktan sonra çıktığı turnenin Varşova ayağında kaydedilen Live Gothic DVD'sinin yorumuna geçmeden önce, elemanlara bakalım: Gitarlarda, "sonsuz fikirlerin babası" ve grubun beyni Christofer Johnsson (Bu konserde şarkı söylemiyor) ve Kristian Niemann. Basta Johann Niemann ve davulda Petter Karlsson var. Solistler,

King Diamond ve Mercyful Fate'den tanıdığımız Snowy Shaw, bir dönem Yngwie Malsteen ve Krux'la da çalışmış, sonra
2006 yılında Eurovision şarkı yarışmasına katılan The Poodles grubunda şarkı söyleyip bu tip saçmalıklarla işi olmadığını öğrenmiş olan Mats Leven, hakkında pek fazla malumata erişemediğim Katarina Lilja ve Gothic Kabbalah albümünde şarkı söyleyen Hannah Holgersson'un yerine 2007 turnesi için gruba katılan Aesma Daeva grubunun solisti, opera sanatçısı Lori Lewis.

Konserin açılış parçası, Gothic Kabbalah albümünün de açılış parçası olan Der Mitternachtlöwe. Açılış parçası olarak iyi bir seçim, ayrıca turnenin amacına ve ruhuna da uygun. Elemanlar Der Mitternachtlöwe ile birer birer sane alıyorlar ve seyirci konsere yavaş yavaş ısındırılıyor. Önce grup sahneye çıkıyor ve mavi ışıklar altında seyirci havaya sokuluyor. Solistlerden sahneye ilk gelen Lori Lewis. Öyle Iron Maiden konserlerinde Bruce Dickinson'ın koşarak sahneye atlaması, ya da Judas Priest konserlerinde Rob Halford'ın asansörle çıkışı gibi bir çıkış değil Lewis'inki; Yürüye yürüye sahnenin ortasına geliyor ve muhteşem sesiyle ilk sözleri söylüyor:

In the end of time, in times of revelation
lion from the north appear in the dark nation

Ardından "fellow screamer"lar Snowy Shaw ve Mats Leven, sahnenin iki yanından giriş yapıyor ve parçaya katılıyorlar:

Löwe aus der Mitternacht
tear down the curtain of Paroketh
Ecce vicit Ariel
Break the seal and make the Lion rise

Konserin formatı da daha bu aşamada belli oluyor: Christofer Johnsson ile Johann Niemann kafa sallayıp saçlarını uçuruyorlar. Kristian Niemann'ın böyle bir şansı yok, çünkü saçları yok. Keza Petter Karlsson da davul setiyle boğuşuyor ve dahası, o da kel. Lori Lewis, ağırbaşlı bir şekilde sadece yumruğunu sallıyor. Solistlerden Mats Leven mikrofonun önünde kafa sallıyor, Snowy Shaw ise brutal vokali ile konserin ağır abisi durumunda. (Durun bakalım bu konserde bir sürü sürpriz var.)

Sonra bir Venus havasıyla Katarina Lilja sahne alıyor ve brutal vokalle bir tezat oluşturarak, çok tatlı bir sesle ilk sözlerini söylüyor:

When Man has found all the three treasures
stars will fall and the Lion rise
Ariel, break the seventh seal
Abaddon, rise from the great black sea.

Tempo bir iniyor, bir çıkıyor ve coşturucu ritmle grup seyirciye bol bol gaz veriyor. Bu aşamada seyirciye yakın çekim yapılmıyor. Seyirci sadece eliyle boynuz işareti yapıyor. (Bu boynuz işareti meselesini de bir yazıda uzun uzun inceleriz.)

Der Mitternachtslöwe bu şekilde yavaşça bitiyor ve Secret of the Runes albümünün en ağır parçalarından biri olan Schwartzalbenheim başlıyor. Daha parçanın girişinde Lori Lewis, sesinin en tiz perdesinden tüm konsere damgasını vuracağını gösteriyor. Seyircinin yavaş yavaş havaya girdiğini farkediyoruz: Ufak ufak kafa sallamalar başlıyor. Solistlerin üçü sahnenin gerisine kurulan çitin arkasında şarkıya eşlik ederken Snowy Shaw da yavaş yavaş sahneye ağırlığını koyuyor. Kafasında siyah elbisesinin kapşonu, elinde eski bir kitap bize bir şeyler okuyor.

Üçüncü parça Sirius B albümünün ilk şarkısı olan The Blood of Kingu. Bu kez sahnede Mats Leven var. Bu parçanın en sevdiğim kısmı, ana vokalden ziyade, Demon Kingu rise, rise, rise from the void. Hail! biçiminde söylenen kadın vokalidir. Lori Lewis ve Katarina Lilja bu rise rise kısmında hiç fena değiller.

Bir de tabi, şarkının bitişi:

The ancient demons, they will return...
The blood of Kingu... their open gate

Bu kısım da gayet başarılı bir şekilde icra ediliyor ve sıra geliyor, konserin sıkıcı bir kaç parçasından birine: Gothic Kabbalah'dan The Falling Stone. Bu kez erkek solistler çit gerisinde ve kızlar sahnede. Katarina Lilja ile Lori Lewis'in düetine, bir bölümde Kristian Niemann'ın kısa bir solosu eşlik ediyor. Parçayı da zaten bu solo kurtarıyor.

Dördüncü şarkıdan itibaren müthiş bir ralli başlıyor: Önce An Arrow from the Sun. Lemuria albümünün iyi parçalarından biri olan An Arrow from the Sun, bu konserin en öne çıkan parçalarından biri olmuş. Tabi bunda Lori Lewis'le Snowy Shaw'un muhteşem performanslarının ve Kristian Niemann'ın şarkıya ruh veren sololarının büyük payı var. (Konserin dördüncü parçası çalınıyor ve Katarina Lilja hala Venus pozlarında. Hadi be kızım canlan artık, bu senfonik de olsa bir heavy metal konseri. Hal böyle olunca seyirci de boynuz yapmaktan uyuzlaştı. Lori Lewis'in o tatlı gülümsemelerini de dikkatle not ediyoruz.)

Beşinci şarkıda sahneye kırmızı ışıklar yansıtılıyor ve gotik bir hava konsere egemen oluyor. Sırada Deggial var !

one eye, one brow, so it stand
letters of cefer is his mark - the name of deggial

bear the sign of deggial

Kırmızı ışıklar, mumlar, orta tempolu ritm filan derken, şarkının en sonundaki müthiş patlama geliyor. (Tam bu anda çitin gerisinden Lori Lewis tiz perdeden sözleri söylüyor ve Christofer Johnsson ile şarkının bu anına kadar tatlı tatlı gülümseyen basçı Johann Niemann ritmi yükseltirken birbirlerine bakarak, "tamam abi artık verelim şu gazı" anlamı da çıkartılabilecek bir şekilde birbirlerine kafa sallıyorlar.)

deggial unbeliever of the sons of god disbeliever of the book,
deggial, unbeliever of the sons of god, disbeliever, you are deggial
unbeliever of the sons of god disbeliever of the book.

Burada davulcu Petter Karlsson'un da hakkını verelim. Parçanın finalini güzel ataklarla sürüklüyor.

Altıncı parçamız, konserin en iyi yorumlarından biri olan Wine of Aluqah. Parçaya giriş yapılırken bir ara kamera seyircilere dönüyor. Siyah giymişler filan ama, uyuklar gibi bir halleri var. Öndeki kızların yüz ifadeleri daha da komik, insanın aklına acaba tacize mi uğruyorlar düşüncesi gelmiyor değil. Şimdi sahnede bir göbek dansçısı var. Elinde bir bastonla göbek atıyor. Ne yalan söyleyeyim, kız güzel, hoş ama koskoca İsveç'te hiç mi göbek dansçısı yoktu sorusunu soruyor insan. Therion Türkiye'ye gelsin de bir iki gece Sulukule'ye takılsın. Wine of Aluqah'da göbek atmak için ne kızlar bulurlar.

El-A'awer. Talbis Iblis.
Gulshan-i Raz. Zat-i Shaitan
Ya Zat-i Shaitan.

Artık yavaş yavaş Katarina Lilja da havaya girmeye başlıyor. Eeee girilmeyecek gibi değil ki, konserin en gaz parçası çalıyor. Seyirci de canlanıyor ve grup iyice doruklara çıkmaya başlıyor. Kristian Niemann'ın solosu müthiş, gitarlar, davul, ritm ... Grup coştukça coşuyor. Üç parçalık ralli bitiyor ve ikinci sıkıcı parça, The Perennial Sophia başlıyor. Belki de metale en uzak şarkılar oldukları için ben bunları sıkıcı buluyorum. İyi de, Gothic Kaballah'da Trul, Adulruna Rediviva gibi olağanüstü parçalar varken bunlar seçilir mi allahaşkına?

Katarina Lilja ile Mats Leven düet yaparken, herhalde Lori Lewsi sahne gerisinde bir sonraki müthiş şarkıya hazırlanıyor. (Bu arada sahneye pembe ışıklar yansıtılıyor. Yuh diyorum, başka da bir şey demiyorum. Bu ne biçim metal konseri kardeşim?)

The Son of the Sun başladığı anda seyirci de coşuyor. Sahnede bir kez daha Lori Lewis:

In ancient days of Khem
A Pharaon was praising
The sun above Amon
Osiris, Mother Isis and Thoth

The gods would punish the hybris of Pharao
He wrapped himself in false sunshine
He was the founding father of the only God
But he provoked a fit of rage

Parçayı dinlerken insan bir kez daha Sirius B'nin ne kadar güzel şarkılarla bezenmiş olduğunu hatırlıyor. (Bu arada seyirci iyice gaza gelmiş durumda. Boynuz selamına ek olarak, hem şarkıya çat pat eşlik ediyorlar, hem de minik bir izdiham hali başlıyor.) The Son of the Sun'da Lori Lewis hayranlığım iyice artmış durumda, artık tarafsız yorum filan yazamayacağım. (Tarafsız yorum yazdığını kim söyledi ki?)

10. parça yeniden Gothic Kabbalah'dan. Tamam kardeşim promosyon yapacaksınız da insan şu konsere bir The Beauty in Black, bir Melek Taus, bir The Siren of Woods koymaz mı? Girişi Lori Lewis yaptıktan sonra Mats Leven-Lori Lewis düetini dinliyoruz. Sahne yeşil, arkada Snowy Shaw konsere damgasını vurmak üzere sırasını bekliyor, Kristian Niemann yeteneklerini sergiliyor. Tam bu anda kameranın grubun beyni Christofer Johnsson'u ne kadar az çektiğini farkediyorum. O da saçlarını sallayarak şarkıya eşlik ediyor.

Sahneye mavi spot ışıkları düşerken Vovin albümünün en güzel parçalarından Birth Of Venus Illegitima başlıyor. Kristian Niemann ve Christofer Johnsson'un güzel soloları, yavaş yavaş daha çok duymaya başladığımız Snowy Shaw'un sesi ve Lori Lewis'ın tatlı gülümsemeleri ile şarkı devam ederken, Christofer Johnsson'un terden sırılsıklam olduğunu farkediyoruz. O zaman anlıyoruz ki, en az görünen adam olsa da, yükün en ağırını o çekiyor.

12. sırada Tuna 1613 var. Sahne önünde bu kez Snowy Shaw, diğerleri çay-kahve molasında:

Flash of light, from the sky above
I'm the augur of runes
I'm the Lion Man

666, the number was shown to me
I'm filled with this prophecy in Tuna
A Momentum excitationis
In the year of IVDICIVM - year of Doom

Böylece konserin ilk bölümü sona eriyor. Şimdi çay kahve içme sırası grubun enstrüman çalan elemanlarında, biri hariç: Davulcu Petter Karlsson. Önce ağzımız yarı-açık Karlsson'un solosunu dinliyoruz. (Led Zeppelin ve Deep Purple zamanından beri, bu davul solosu faslı iyice ikinci plana düşmüştü, özlemişiz be.) Sonra sahneye kocaman davullarıyla Snowy Shaw ve Mats Leven geliyor. Shaw'un davulculuk kariyeri olduğunu biliyorduk Leven'i de böylece öğrenmiş oluyoruz. Üçlü muhteşem bir davul dinletisi başlıyor. Keyifle dinliyoruz. Sonra Leven'le Shaw bagetlerle bir düello yapıyor. Düelloyu galiba Leven kazanıyor. Sonra müthiş bir finalle davul dinletisi bitiyor. Dinletiye noktayı Johann Niemann'ın bas gitarı koyuyor. Bayılarak tekrar tekrar dinliyoruz.

14. parçadan konser bitene kadar ikinci büyük ralli başlıyor. Önce Lori Lewis'in muhteşem vokaliyle Muspelheim başlıyor. Bu kısacık parçada Katarina Lilja'nın en iyi performansını dinliyoruz. Şarkıyı söylerken Lilja'nın gözleri yuvalarından fırlıyor. Bu parçayla seyirci artık iyice konserin havasına sokuluyor, çünkü en güzel şarkılar bu bölümde. Seyirci artık daha güçlü bir şekilde kafa sallıyor ve yüzlere iyice coşku hakim.

Sahne ışıkları kararıyor ve dansçı kızımız uçuşan etekleri ile sahne alırken Rise Of Sodom And Gomorrah başlıyor.

(The) sun enter the capricorn (and) the star of sin will shine
The king of sodom drink again
Lady babylon's wine
(One) hundred and twenty days in the depth of the dead sea
And walk the path of peccatus
(And) the setian alkhemy
Rise of sodom and gomorrah

Oryantal ezgiler deyince akla, Ritchie Blackmore'un Deep Purple zamanında Stormbringer'daki ve Rainbow zamanında Gates of Babylon'daki soloları, Led Zeppelin'in Kashmir'i, David Bowie'nin Lodger albümündeki uçuk Yassassin'i, Joe Satriani'nin Oriental Melody ve Belly Dancer'ı geliyor.Therion'la beraber bu külliyata yenileri de eklendi ve bunların arasında hiç kuşku yok ki, Wine of Aluqah ile Rise Of Sodom And Gomorrah da var. (Dansçı kız çok hoş ama siz gene de mümkünse Mısır ya da Türkiye taraflarından iyi bir oryantal dansçı kız bulun be abi.)

Secret of the Runes albümünün açılış parçası Ginnungagap Therion şarkılarının en çarpıcı olanlarından biridir. Öyle olmasına öyledir de, siz bir de bu parçayı Live Gothic'te dinleyin. Parçanın girişinde ilave davullar ve Lori Lewis'in muhteşem introsu ile Ginnungagap kusursuz olmuş vallahi. Artık seyirci de transa geçmiş durumda. Sadece seyirci mi? Grup da artık bila-istisna konserin havasında. (Sadece Katarina Lilja hala gotik vaziyette.) Gitarlar, davullar gümbürderken Lori Lewis artık operacılıktan metalciliğe adım atmış durumda kafa sallıyor ve kuaförden çıkma saçları dağılmış, saçlarının ucundan ter damlıyor. Katarina Lilja bile transa geçmek üzere. Parça biterken Snowy Shaw bir kez daha seyirciye bir şeyler anlatıyor. (Sözler tarafımdan anlaşılamadı.) İskandinav yaratılış destanı, solistlerin müthiş toplu vokaliyle biter bitmez, Grand Finale başlıyor. Çok iyi bir fikir, bu iki parçayı beraber hiç düşünmemiştim. Siz solistler çay, kahve içmeye gitti zannederken birazdan ellerinde siyah bayraklarla geri geliyorlar. (Anarşist misiniz lan siz?) Grand Finale çalarken siz konser bitti zannediyorsunuz ama durun hele daha ne sürprizler var. Christofer Johnsson seyirciyi eğilerek selamlıyor, solistler bayraklarını alıp gidiyorlar, davulcu bile sahneyi terkediyor. (Herhalde bis faslına geçiyoruz.)

18. şarkıda önce sahneye elinde gitarıyla Mats Leven'le Lori Lewis geliyor. (Hayırdır inşallah) Sahne kırmızı ışıklarla kızarıyor ve Lemuria başlıyor. (Lemuria'sız konser olur mu?) Lewis girişi yapıyor ve Snowy Shaw'un eşliğinde Mats Leven gitar çalarak en iyi performansını sergiliyor:


In the ocean, deep down
Under raging waves, wrapped in memories, you'll find
Wrecks of stately ships, they all went astray

Captain, did you find
Land of Mu, Eldorado for the seaman?
Or did you sink in dreams (and) lose your ship
In the Sirens' symphony?

When the sailman's sailing away
He shows that the dream of Lemuria is true
A land lost he will find again
Hear the call from the depth of the anemone song
Do you dare to enter the ship?
Hear the call from below of an underwater world
Land of Mu is close to the stars
In the arms of the sea you will live as hypnotized

Call of Narayana, the seven-headed on
Lemuria, rise!

(Tüm Therion konserleri içinde benim dinlediğim en iyi Lemuria bu. Kristian Niemann'ın solosu da kayda değer.)

19. parçada sahnede yeniden Snowy Shaw var: Wand of Abaris. (Tamam tamam Gothic Kabbalah'dan bu parçaya hiç itirazım yok.) Bir kez daha oryantal ezgiler, geri vokalde kızlar ve kızlardan Lori Lewis'in geri vokalde bile dikkat çekici yorumları, Snowy Shaw'un elindeki bastonu (wand dedikleri o işte, Diablo II'de savaşırken bayağı işe yarıyordu) Christofer Johnsson'a sallayışı, Kristian Niemann'ın güzel solosu.

Artık sonlara geliyoruz. 20. parça, Theli albümünden Nightside Of Eden. Yeşil ışıkların altında şarkı Petter Karlsson'un davuluyla başlıyor. (Seyirci yoruldu mu ne? Durun daha sırada neler var ...) Sahne önünde Snowy Shaw ve brutal vokaliyle şarkıyı sürüklüyor. Niemann'lar yer değiştiriyor. "Gel abi, seni biraz da bu taraftakiler görsün." Her ikisinin de cool tavırlarına bayıldım; Sünnet düğününde çalar gibi rahat, su gibi çaldılar vallahi. Christofer Johnsson hala sırılsıklam. (Eee kolay değil grubun beyni olmak.)  Parçanın en sonunda metal ritmleri ile seyirciye artık son gazlar veriliyor: "Hadi kardeşim senfonik kısmı tamam da bu bir metal konseri ..." Kristian Niemann olağanüstü bir soloyla parçaya son noktayı koyarken, Christofer Johnsson,basçı Niemann'ın kulağına bir şeyler söylüyor. Acaba ne diyor? "Sakın penayı, bas gitarı savurup atma konser daha bitmedi" mi diyor acaba?

Derken, müthiş bir geçişle, en karizmatik Therion şarkısı olan To Mega Therion başlıyor. Hala havaya girmeyen varsa, bu parçada da girmiyorsa yuh artık. Katarina Lilja bile coşuyor. Vokaller bitip de gitarlar başlayınca öyle bir gümbürtü başlıyor ki, seyirci de kopmaya başlıyor. (Burada benim sevgili muhabbet kuşum Maviş bile sesinin en yüksek perdesinden bağırarak şarkıya eşlik ediyor.) Christofer Johnsson ve Kristian Niemann'ın soloları ile finale geliyoruz. Artık penalar seyirciye fırlatılıyor. Petter Karlsson davul setinin arkasından iniyor, sahneye geliyor. (En kısa boylusu buymuş.) Ağızlar kulaklarda seyirci selamlanıyor.

Christofer Johnsson seyirciye kısa bir konuşma yapıyor. "Polonya'da, bu "such a fucking great" şehirde çalmak her zaman heyecan verici." Sonra elemanlara dönerek "Hadi abi kafam şişti, gidip arkada iki tek atalım" diyor.

Ama durun bir de bis sonrası var. (Muhtemelen ikinci bis.) Snowy Shaw'un çığlığıyla son şarkıya başlıyoruz. Shaw sahneye çıkıp kısa bir tanıtım konuşması yapıyor. Önce Therion'un 20. kuruluş yıldönümü olduğunu anons ediyor. "Bu fırsatla size muhtemelen Therion geçmişinin en iyi kadrosunu tanıtayım" diyor.

Basçı Johann Niemann'u tanıtarak başlıyor. (Johann Niemann basıyla şarkıya giriş yapıyor.) Davulcu  Petter Karlsson'u anons ediyor. (O da davuluyla basçı Niemann'a eşlik ediyor.) Sonra gitarcı Niemann'ın yanına gidiyor ve "bu yakışıklı herif de ..." diye başlıyor ve soruyor "bilmiyorum, yakışıklı mısın?" Kristian Niemann, eliyle bu da sorulur mu der gibi bir hareket yapıyor. Onu Johann Niemann'ın biraderi Kristian Niemann olarak tanıttıktan sonra sıra "my fellow screamer" Mats Leven'a geliyor. "Ve... ve... ta cehennemden, yani Amerika'dan" Lori Lewis. Ve "en yakın arkadaşım Katarina Lilja", sonra ... "maestro himself" Christofer Johnsson.


Son anonsu, Mats Leven yapıyor: "Vokalde Mr. Snowy Shaw" Böylece konserin en coşkulu parçası Thor the Powerhead başlıyor. Ne yalan söyleyeyim bu yorum hem orijinal Manowar yorumundan hem de Crowning of Atlantis albümündeki Therion yorumundan daha iyi. Gitarların davulun ve Snowy Shaw'un yorumu dört dörtlük, ama çok da güzel bir sürpriz var:

Thor The Mighty, Thor The Brave
Crush The Infidels In Your Way
By Your Hammer Let None Be Saved
Live To Die On That Final Day
Gods, Monsters And Men
We'll Die Together In The End

nakaratının bir kısmını davulcu Karlsson söylüyor ve nakaratın sonunda oktav yükselterek müthiş de bir çığlık atıyor. Bu çığlığın ardından  öyle bir gitar solosu başlıyor ki, sahneye fırlayan Snowy Shaw, aşırı gazdan kayıp yere yuvarlanıyor. Seyirci mi? Kuzeyli filan olmaktan çıkıp seyirci de ter ter tepinmeye başlıyor. Thor (The Powerhead) böylece konserin en sonunda da olsa, seyirciye heavy metal ruhunu hatırlatıyor. Herhalde Shaw düşmesine o kadar kızıyor ki, elindeki çekici seyirciye sallıyor öfkeyle ve şarkıyı bitirdiğinde de Christofer Johnsson'a omuzu atıp yürüyor gidiyor. Ancak videoyu tekrar seyredince, Shaw'un bu düşme sahnesinin önceden planlanmış olabileceğini düşünüyor insan. Çünkü Karlsson'un çığlığından hemen önce, gitarcılar sağa sola açılıp sahneyi boşaltıyorlar. Shaw düşsün diye mi, yoksa bisten önce sahne arkasında viskiyi fazla kaçırdı bu herif nasıl olsa düşer diye mi bilmiyorum. Ama Shaw o iki metrelik boyuyla bu düşüşü bayağı iyi ayarlıyor, çünkü sahnede kıçının üzerinde bir tur döndükten sonra hemen ayağa kalkıyor. Bu düşmeyle alakalı mı bilmem ama Christofer Johnsson o kadar keyifleniyor ki, parça bitiminde yerlerde sürünerek gitarını çalıyor. Gitar telleri birbirine sürtülüyor, penalar, bagetler seyirciye fırlatılıyor ve konser müthiş bir gürültüyle sona eriyor.

Pena ve paget yakalama sahneleri konsere son noktayı koyuyor. "Ne konserdi be abi, DVD'si çıksa da bir tur da evde seyretsek."